AKASYA
Akasya
Nasıl açılmışsın salkım salkım
Öfkeli çehrelere kin nefret dolu
Yüzlere bile gülüyorsun
Gelinlikler giyen genç kızlar gibi
Gece yarısı uykularımı bölüyorsun
Akasya

ALBÜMDEKİ RESİMLERİM
Albümdeki resimlerime baktım
Dalgın düşünceli üzgün görünür
Gençliğimi artık geriye attım
Ömür umut sevdasına bürünür
Mutluluk hız almış bir asır önde
Koşturdu peşinde bugünde dünde
Sevinip durduğum en mutlu günde
Karabahtım yerden yere sürünür

ALLOŞ
Firez geniş
Meydan boş.
Atmasını sever
Ve attıkca atar
Bizim alloş
ANNE
Seni bahar gibi süslerdim anne
Başına gül çiçek yağdırabilsem
Kalbimin içinde beslerdim anne
Bağrımı yarıp da sığdırabilsem.
Başında sapsarı ağaran saçlar
Bana yepyeni bir hayat bağışlar
Ömrüm tazelenir günüm yavaşlar
Alnına bir güneş doğdurabilsem.
Bir acı müşküle düşünce sinem
Gönlüne yas düşer gözlerine nem
Ömrüm senin olsun al derdim annem
Ömür tartısını ağdırabilsem.

ANTALYA
.............Mustafa Ceylan'a
İsmin gönüllerde saklı bir şehir,
Solmayan renkli bir gülsün Antalya.
Mehtaba hükmeden, gümüşten nehir,
Gecemde masmavi tülsün Antalya.
Cennet sofrasında bir altın kaşık,
Kültürde ülkeme tutuyor ışık.
Sana bir ben değil, bir alem aşık,
Bunu bütün dünya bilsin Antalya.
Mavi bir atlastır, denizin suyu,
Her gece bağrına basıyor ayı,
Gördüm ne canları besliyor kıyı,
Aşıklar görmeye gelsin antalya.
Gün geçiyor, güzelliğin bitmiyor,
Anlatmaya kelimeler yetmiyor,
Hayalin gözümden bir an gitmiyor,
Ruhuma akan bir selsin Antalya.
Şanı, şöhretisin bu güzel yurdun,
Uzaktan göz kırpıp, naz edip durdun.
Bugün de Ayaz'ı gönülden vurdun,
Güzeller güzeli ilsin Antalya.
ATATÜRK DUYMASIN
Atatürk duymasın
Öldüğümüzü
Atatürk duymasın
Tarihe gömüldüğümüzü
Adalet topal aksak
Hürriyet imf de tutsak
Atatürk duymasın
Ve mavi gözleri buğulanmasın
Atamın
Üzülürüm
Utanırım
BİR GÜLÜN GÖLGESİNDE
Bir gülün gölgesinde
Sesim hep sesindedir
Çiçekler kokusu
Senin nefesindedir

BOŞU BOŞUNA
Boşu Boşuna
Su gibi içtim zamanı
Ayları lokma tatlısı gibi
Yuttum
Tam kırk yıl avuttum
Duygularımı
Ve sonra unuttum
Kadersizliği
Şair yüreği bu
El alemin derdini
Kendime dert edindim
Boşu boşuna...

DERTLİ OZANLAR
Doğarken ağlayan dertli ozanlar.
Tükenip biter mi, yasımız bizim?
Hak adına halka ferman yazanlar,
Dost şerbeti dolu tasımız bizim.
Hakkın ateşiyle yanar, coşarız,
Bazı gün dopdolu, bazen taşarız.
Acılarla, çilelerle yaşarız,
Izdırapla gider pasımız bizim.
Biz, Karacaoğlan soyundan geldik.
Bazı gün ağladık, bazı gün güldük.
Yunus Emre ile ummana daldık,
Pir Sultan Abdaldır asımız bizim.
Bektaş Veli ile çıkmışız yola.
Sıdk ile dağıldık yetmiş bin kola.
Kimimiz Bektaşi, kimimiz molla,
Hazreti Mevlana hasımız bizim.
Ayazım yolumuz yağmurlu, sisli,
Yüzümüz gülse de gönlümüz yaslı.
Keremin aşkıyla tutuştu Aslı,
Sevinip güler mi, nasımız bizim.
DEYİŞ
Dost köyünden haber gelmez sanırım
Yakıp durur bir ateşten kor beni
Yanar isem dost uğruna yanarım
Kadir kıymet bilenlerden sor beni
Aşk dediğin doyulmayan bir pınar
Bütün yaralarım içtikçe kanar
Dönüp baksan tükürecek yüzler var
Bağlı tutar hislerimde ar beni
Bazen bir mecnunum bazen bir aşık
Dilerim mevladan kapanmaz ışık
Çirkefe düşmeden elimden kaşık
Mekanına yoldaş etse yar beni
Ayaz'ım ben söyleten sen kelamı
Sen yarattın yeryüzünde alemi
Ey habibim kesme benden selamı
Hakikatin yolarında yor beni
DOST ŞAİRLER
Dost şairler
Haberiniz var mı
Çapalı'nın Çayır'ında
Türk şiirine ihanet eden
Ne inekler yatıyor
Vezinin neresi sert
Hecenin neresi sivri
İneklerin neresine batıyor
Bir telaş içinde
Çabalayıp dururlar
Nerelerine ne değmişse
bilemiyorum.
DOSTLARA MEKTUP
.................Mehmet Nacar'a
Ben ölürsem, Rasim Köroğlu duysun,
Yaz ki, çömezlerden biri göçtü de.
Cenazemde o da imama uysun,
Seyahatte o tarafı seçti de.
Belki bir gün yad eder de yadımı,
Cemal Safi böyle duyar adımı,
Bekir Sıtkı gönlümdedir kadimi,
Ömrü Abuşoğlu ile geçti de.
Yaşamak uğruna zaman kolladı.
Vahittin'i acılarla yolladı.
Satoğlu'nu çok allayıp pulladı.
Dost olmaya bir Ceylan'ı seçti de.
Dert küpüyüm, dökemedim içimi,
Onun için sarf eyledim saçımı,
Asla unutamam Karakoç'umu,
Sohbetinde sözü ondan açtı de..
Geç tanıdım, Sabit İnce dostumu,
Dosta seremedim, kendi postumu.
Mermer taşla kapamayın üstümü,
Başucuna bir tek ''Selvi'' seçti de.
Ayaz'ım ben, geleneği aşmadım.
Bana göre doğrulardan şaşmadım.
Dost bildiğim dosttan ayrı düşmedim.
Benim ile gezdi, yedi, içti de.
EFENDİLER
Efendiler yerler
Balı kaymağı
Damlasını koymazlar
Lopların dolu tasında.
Bizim dost şairler de
Yanar tutuşurlar
Vatanı borçtan
Kurtarmak sevdasında.

FELLUCE’DE
Allah Allah diye coştum
Allah diye hakka koştum
Felluce'de ihanet
Felluce'de kan
Felluce'de namusun meydanda
Pazar olduğunu görüp
Allah'ın adaletine şaştım.
Hak'kı hak olursa bilirim
Hakkı hak olursa tanırım
Ama Allah karışmıyorsa
Felluce'deki vahşete
Utanırım.
Ancak kör olan görmez
ABD'nin askeri ne yapıyor?
Felluce'de ne kıyamet kopuyor!
FISTIK GÜZELİ
Sen Antep Fıstığısın
Adını fıstık güzeli koydum
Özledim seni
Çok çok özledim
Bir elin yağda
Bir elin baldasada
Çabuk gel.
Yemek de
Park da
Yatakta
Aklıma sen geliyorsun
Fıstık güzeli, çabuk gel
GECELER
Geceler geceler zalim geceler.
Zümrüt karanlıkta kardı geceler.
Geceler geceler zalim geceler,
Gündüzden künyemi sordu geceler.
Terk edip gitmiyor bir kötü kâbus,
Uzaklaştı benden umut ile us,
Bir yanımda yağmur, bir yanımda pus,
sardı bedenimi, sardı geceler.
Hergün akşam olur, halim bu işte,
keramet görmedim hayalde düşte,
Tükenip bitmişim ben bu gidişte,
Vurdu bedenimi, vurdu geceler.
Ayazım bu hikmet kimden sorulur,
Sırrı bilinmeyen dünya kurulur.
Umutlarım kurşun ile vurulur,
Yordu bedenimi, yordu geceler.
GÖR BENİ
Şiir diye yazılan her nesnenin
Hece hece özlerinde gör beni
Aşka dair yapılan her bestenin
Duygu yüklü sözlerinde gör beni
Bade içip hayallere dalmışım
Mecnun gibi bir diyarda kalmışım
Yunus'a gönülden selam salmışım
Mevlana'nın izlerinde gör beni
Araştırdım yordamı da yolu da
Hak yaratmış benim gibi kulu da
Köroğlu'nu bulamadım bolu da
Çamlıbel'in düzlerinde gör beni
Aşık oldum aşıklara alıştım
Birlik oldum arı gibi çalıştım
Erenlerle rüyalarda buluştum
Nur damlayan yüzlerinde gör beni
Yürü bir bak gidenlerin ardında
Kimler varmış, kimler kimin derdinde
Bulamazsan Muhammed'in yurdunda
Ayağının tozlarında gör beni
AYAZ'ım bağlanıp kızakta kalsam
Ayılmaz uykuda tuzakta kalsam
İbadet ilminden uzakta kalsam
Cebrail'in dizlerinde gör beni

GÜN BATMAK ÜZERE
Gün batmak üzere son baharında
Kurudu çiçekler tozu kalmadı
Umudum kırıldı artık yarın'da
Hayatın tadı ve tuzu kalmadı
Gezinip dururken aşkın ağında
Bağlanıp kalmışım gönül bağında
O benim bir tanem, dert ortağımda
Elimde bir resmi pozu kalmadı.
Bir mektup göndermiş altı karalı
On yıl geçti kimden diye soralı
Bir yağmur başladı sonu boralı
Yollarda sevdanın izi kalmadı
HÜZÜN VE RÜYA
Bekledim bahtıma doğmadı güneş
Ömrüm karanlıkta eridi gitti
Takvimler tüketen yılarım kalleş
Umutlar pesinde çürüdü gitti
Gelip geçen istikbalim bir kumar
Beni bir dilberin aşkına yamar
hayal dünyamda ki kaynayan pınar
Seneler geçtikce kurudu gitti
Kara sevda denen bu baş belası
Kerem'de toplandı bende kalesi
Burnuma kokarken yarın sılası
Yolumu boz duman bürüdü gitti
Ayaz'ım ben Ummanlarda yüzerken
Gam yükledim kainatı gezerken
Melül mahzun gözlerimi süzerken
Saadet el sıkıp yürüdü gitti

KADINIMSIN
Mavi bulutların gölgelerinde
Seninle birlikte geldi ilk bahar
Ayak izlerinde canlandı toprak
Sıcak nefesinle açtı çiçekler
Ellerin bolluk bereket dolu
Meyveli bir yaz var dudaklarında
Kadınımsın göz nurumsun gururumsun
Bütün engelleri birlikte aştık
Birlikte ulaştık
Umutlarıma
SENİN YÜZÜNDEN
Gözler zayıflayıp saçlar dökükse
Bilesin sevdiğim senin yüzünden
Dişlerim dökülüp yüzler çökükse
Bilesin sevdiğim senin yüzünden
Göründün gözüme prens tahtında
Yatağında yatmak vardı ahtım da
Yaşamadan ölmek varsa bahtımda
Bilesin sevdiğim senin yüzünden
Ayaz'ım karıştım kavak külüne
Yıllar oldu elim değmez eline
Beni bilen acıyorsa halime
Bilesin sevdiğim senin yüzünden

MAHALLENİN KIZLARI
Canlı heyacanlı
Allah'ına kadar delikanlı
Oldukça yakışıklı
Oldukca şıktım.
Münevver çok güzeldi
Fazilet bir başka
Saadet daha da başka
Ama ben,:
Adelet'e aşıktım.
Bir deli rüzgar esti
Yok olup gittiler
Yazık oldu
Mahallenin kızlarına
MUSTAFA KEMAL O
Mustafa Kemal O;
Batmayan bir güneş
Yıkılmayan surdu
Hudutlarımız da;
Barışı özgürlüğü
Kardeşliği sever
Çok cesurdu
Okuyun öğrenin
Güçlükleri yenin derdi
Gökyüzünü kaplayan
Bir kartal gibi;
Kanatlarını üstümüze gerdi
O insanlığa uzanan tek el
O tarihe gömülse de dünyaya bedel
Mustafa Kemal O
ÖLÜM
Ne saçtan sakaldan utanır
Nede hatır gönül tanır
Ölüm
Gerdek gecesinde bile gelir
RÜYA
Bu ne berbat rüya
Ya bir sarışın
Ya esmer güzeli
Elimde eli
Dudaklarımı emer
Sonra dişlerini gömer
Çılgınca
RÜZGARI KISKANIYORUM
En güzel kızların
Savrulan saçlarını
Okşuyor rüzgar
Her bahar
Almaz almaz bakıyorum
Ve rüzgarı kıskanıyorum
SEVDA SELİNDE
Açılan çiçekler yeşeren yapraklar
Gün gelir sararır dökülür bir bir
Bir şair doğurur evren ve şafaklar
Ağaran şafakları ve baharı anlatır şair
Kaleminde
Rüzgarın etkisiyle bulutlar sarmaş dolaş
Ayın etrafında sevişiyor yıldızlar
Bitmeyen sevinç bitmeyen telaş
İçinde şarkı söylüyor kızlar.
Sarhoşluk aleminde
Bakıyorum sevgiye muhtaç bütün canlı
Bir alışılmazlığın çarşısında
Bilinmeyen sevdanın tutkusuyla heyecanlı
Bu cennet dünyanın karmaşasında
Kendi halinde
Yaşamak için bir parça ekmek
Bazen hayat bazen zehir
Ya hatıranda ölen sevgiliyi beklemek
Bir uçsuz bucaksız kıvrılan nehir
Sırların erişilmezliğinde.
Yazdılar yazdılar ve yazdım
Yeryüzünde savaşların durması dair
Boşuna yazdım bir kuru avazdım
Bir kuru avazdı biçare şair:
Sevda selinde.
SEVDA YARASI
Öyle bekledim ki tam yarım asır
Ne bir bahar geldi nede kış bitti
Umutlarım ölü rüyalar kısır
Dövünmeye kaldıracak taş bitti
Her taşın altında bir çiyan cıkar
Bakarsın hiç yere birini sokar
El-alemin derdi beni de yakar
İne ine gözlerimde yaş bitti
Bir sevgi uğruna harcadım ömrü
Felek engel çıktı di gelde yürü
Düşüne düşüne tutsağı hürü
Üçer beşer ağzımdaki diş bitti
Bu kadar senedir gam keder çektim
Hangisi yeşerdi çok tohum ektim
Boşuna oynayıp boşuna sektim
Olan oldu yapılacak iş bitti
Ayaz'ım bende ki sevda yarası
Nasıl iyileşir n'olur sonrası
Geçti artık anlatmanın sırası
Gençlik bitti, hayal bitti, düş bitti.
SEVGİLİ ÇOCUKLAR
Sevgili cocuklar:
Hoş geldiniz dünyamıza
Hoş geldiniz
Sizleri bekliyor çiçekli bahar
Sizleri bekliyor yagmur
Tufan kar
Dert yüklü gemiler
Hayat pahalılığı
Daha neler neler
Hoş geldiniz:
Yaşamın zevkine sefasına
Hoş geldiniz
Satılmış insanların
Satılmış dünyasına
Sevgili çocuklar
Hoş geldiniz
SIZI
Sırtıma çileyi, gamı yükledim,
Bakıyorum, bütün işler boş, yine.
Ülkemin üstüne yağmur bekledim.
Gökten inen tepemize taş, yine.
Hiçbir merhem çare değil derdime.
Ödenilmez borç yüklenmiş ferdime.
Kuduz itler ihanette yurduma,
Ele düştü kazandaki aş, yine.
Seçim olur, sandıklara varılır.
Yaralarım pare pare yarılır.
Bir bakarsın yeni meclis kurulur,
Bulunmaz bir kurtarıcı baş, yine.
Gel de gör Ayazı, gör ne hallerde,
Dert çekmekten derman bitti kullarda.
Demokrasi çiçek açtı, dallarda,
Bizim ele kar yağıyor, kış yine.
SON MEKTUP
Beni düşünürde nerede dersen?
Şu ince sazların telinde ara
Memleketi terk-i diyar edersem
Dinmeyen yağmurun selinde ara
Rahat bırakmıyor ağrılar beni
Seneler böylece yargılar beni
Alıp götürürse şarkılar beni
Bitmeyen sevdanın gölünde ara beni
Aşk mı? Izdırap mı? Sevdalanırım
Acıdan tatlıdan nasip alırım
Bakarsın sıladan uzak kalırım
Gurbetin çamurlu yolunda ara.
Ayaz'ım kalbimde izi çok derin
Beklerim selamı gelmiyor yarin
Ömrü kısa geçen bir ilkbaharın
Solan boynu bükük gülün de ara.
SON SIZI
Saadet benden uzak semalarda uçarken
Son sızı saçlarımdan sıkıca bağlamıştı.
Nağmeler canlanarak hayalimden geçerken
Gözlerim sevgiliye yaş döküp ağlamıştı.
Bir bakış bir heyecan can evimden vuruyor
Sevgiler filizlenmiş büyüyerek duruyor.
Yamandır kuru sevda dudaklarım kuruyor
Yılların ötesinde bağrımı dağlamıştı.
Gülmeyin şairlere kaderde bir yazıdır
Ben O'na aşık oldum sorma kimin kızıdır.
Ayaz'ım yüreğimde ilk ve son bir sızıdır
Daha çok küçük yaşta karalar bağlamıştı.
SON YOLCULUKTA
Kucagında oynarken dün
Bütün güzellikleri aldın götürdün
Bu gün
Benim güzel annecigim
TÖRE
Ayşe on sekizinde
Bir genç kızdı
Beyaz mı beyaz
Yüzleri kardı
Bir gül ağacından
Bir gül kopardı.
Ahmet'e baktı ve güldü
Ahmet'e baktı ve güldü diye
Beş el silah sıkıldı
Ayşe kıza hediye.
Ayşe kız
Gülün dibinde öldü
Ve gülün dibine gömüldü
Bu: Gelenek görenek ve töre...
Böyle gelenek görenek ve töre
Yedi kat yerin
Dibine gire!
ÜLKEM HER MEVSİM BAHAR
Ülkem her mevsim bahar
Ülkem sarsılmaz duvar
Ne yazık ki ülkemde
Hain var hırsız var.
ÜŞÜYORUM
Rüzgarın etkisiyle üşüyorum
Ağlamak kadersizliğime değil
İnsanların kimi yorgun kimi sefil
Dünyanın dengesizliğini düşünüyorum
YABAN GÜLÜNE MEKTUP
Hani bir çiçektin gönlümde
Hiç solmayan
Açılırdın açıldıkça
Salkım saçak
Dal verdin
Yaprak açtın
Çiçeğe durdun ilkbaharında
Kış görmeyesin
Kar' dolu deymesin yapraklarına
Anadolu kokasın buram buram
Bahtıkara babanın
Bahtının karanlığında
Yıldız ola parlayasın
Ay ola aydınlatasın
Ülkemin ufuklarını
Güneş ola, ısıtasın her mevsim
Ayrım gayrım gözetmeden

YUNUSCA
Ben yunus gibi sevdim kimi sevdimse
Keşke sevenlerde benim gibi sevse